Lost In The Echo, Linkin parkın ölümle ilgili bir şarkısıdır.

-Spoiler başlangıcı-

Videoda resimleri alanlar, geçmişte sevdiklerini kaybetmiş olan insanlardır, resimdekiler de ölmüş kişilerdir. Resimleri alanlar onları bir daha karşılarında görüyor ardından kendileri de kayboluyor. Şarkının anlatmak istediği ise: sevdiklerini kaybetmiş olan insanların onları bir defa daha görebilmek için kendi hayatlarından vazgeçebilecek olduğudur.

Linkin Park anlatırsa ölümü bile aşırı derecede duygusal olarak anlatır, bu da onların müzik tarihindeki en başarılı grup olduklarının en büyük göstergesidir. Keşke Chester intihar etmeseydi de bu kadar mükemmel işler yapan bir grup müzik hayatına devem edebilseydi :/

-Spoiler sonu-

(yeah) (yo)
-You were that foundation,
Sen bu olayların temeliydin,        [Bu olayların asıl kişisiydin]
-Never gonna be another one, no.
Asla başka bir tanesi olmayacaksın, hayır. [Ve hep öyle (asıl kişi olarak) kalacaktın]
-I followed, so taken,
(Sana) uydum, bu yüzden aldandım,

-So conditioned I could never let go,
(Şartlar) çok uygundu, asla vazgeçemezdim
-Then sorrow, then sickness,
Sonra (birden) üzüntü, sonra hastalık,
-Then the shock when you flip it on me,
Ve sonra senin (baştaki uygun durumu) benim aleyhime çevirdiğindeki şok(a girişim)
-So hollow, so vicious,
(Bu yaptığın) çok sahte, çok ahlaksız
-So afraid I couldn’t let myself see,
(Bunu) görmeme izin veremeyişimden (bu yaptığını görmezden gelmekten) korkuyorum,
-That I could never be held,
Ki (normalde) asla (kimse tarafından bir şey yapmaktan geri) tutulamazdım,
-Back or up no, I’ll hold myself,
Geri çekilmek yada direnç göstermek yok, kendimi tutacağım,
-Check the rep, yep you know mine well,
Şöhrete (insanların birini hangi özelliğiyle tanıdığına) bak, evet benimkini(beni hangi özelliğimle tanıdıklarını) iyi biliyorsun,
-Forget the rest let them know my hell,
Gerisini(diğerlerini) boş ver (beni) en büyük özelliğimle(becerimle) tanısınlar,
-There and back yet my soul ain’t sell,
O anda ve öncesinde, gene de ruhum (kimseyi) satmaz,
-Kept respect up, the best they fell,
Saygı duymayı sürdürdü(m), en iyi (de) buna kandılar (inandılar),
-Let the rest be the tale they tell,
Bırak geri kalanlar anlattıkları peri masallarının kendisi haline gelsin,
-That I was there saying
Burada söylediğim şudur ki:

-In these promises broken,
Bozulmuş yeminlerim içinde,
-Deep below,
Çok derinlerde,
-Each word gets lost in the echo,
Her bir kelime yankıda kaybolu(p gidi)yor,
-So one last lie I can see through,
Bu yüzden anlayabildiğim son yalan,
-This time I finally let you go!!!
En sonunda bu sefer, gitmene izin vereceğimdir!!
-Go, go, go.
Git, Yürü, Yürü.

-Test my will, test my heart,
İrademi sına, kalbimi sına,
-Let me tell you how the odds gonna stack up,
Sana olasılıkların (ileride) ne kadar çoğalacağını anlatayım,
-Y’all go hard, I go smart,
Hepiniz sıkı çalışıyorsunuz, ben zekice çalışıyorum,
-How’s that working out for y’all in the back, huh?
Bu, geçmişte hepiniz için nasıl başarılı oldu (ki), hım?

-I’ve seen that frustration,
O (sıkı çalışma ile geçmişte başarısız olduğunuz zamanki) hayal kırıklığını gördüm,
-Been crossed and lost and told “No”,
(O hayal kırıklığı süresi boyunca) öfkeli, kayıp ve reddedilmiş durumdaydı(nız),
-And I’ve come back unshaken,
Ve ben daha güçlü bir şekilde geri döndüm,
-Let down and lived and let go,
(Bir süre boyunca) ruhen çökük yaşamaya ve (ardından da) rahatlamaya izin ver,
-So you can let it be known,
Bu sayede (o olayın) bilinmesini sağlayabilirsin,
-I don’t hold back, I hold my own,
Kendimi geri tutmuyorum, dayanıyorum,
-I can’t be mapped, I can’t be cloned,
Tespit edilemem, klonlanamam,
-I can’t C-flat / it ain’t my tone,
Do bemol yapamam / o benim tarzım (olan) ton değil,
-I can’t fall back, I came too far,
Kendimi geri çekemem, çok ilerledim(yol kat ettim),
-Hold myself up and love my scars,
Kendimi durdurup yara izlerimi sev(emem),
-Let the bells ring wherever they are,
Bırakın ziller bulundukları yerlerde çalsın,
-‘Cause I was there saying…
Çünkü (ben de) oradaydım ve diyorum ki…

-In these promises broken,
Bozulmuş yeminlerim içinde,
-Deep below,
Çok derinlerde,
-Each word gets lost in the echo,
Her bir kelime yankıda kaybolu(p gidi)yor,
-So one last lie I can see through,
Bu yüzden anlayabildiğim son yalan,
-This time I finally let you go!!!
En sonunda bu sefer, gitmene izin vereceğimdir!!
-Go, go, go.
Git, Yürü, Yürü.

-No, you can tell ’em all now,
Hayır, şimdi onlara her şeyi söyleyebilirsin,
-I don’t back up, I don’t back down
Desteklemiyorum, (ama) sözümden (de) dönmüyorum,
-I don’t fold up, and I don’t bow,
Yıkılmıyorum ve boyun eğmiyorum,
-I don’t roll over, don’t know how,
Pes etmiyorum, nasıl bilmiyorum,
-I don’t care where the enemies are,
Düşmanların nerde olduğu umurumda değil,
-Can’t be stopped, all I know; go hard,
Durdurulamam, bütün bildiğim; sıkı çalış,
-Won’t forget how I got this far,
(Sıkı çalışıp yol kat edince) nasıl bu kadar ilerlediğimi unutmayaca(ğım),
-For every time saying…
Her zaman söylüyorum ki…

-In these promises broken,
Bozulmuş yeminlerim içinde,
-Deep below,
Çok derinlerde,
-Each word gets lost in the echo,
Her bir kelime yankıda kaybolu(p gidi)yor,
-So one last lie I can see through,
Bu yüzden anlayabildiğim son yalan,
-This time I finally let you go!!!
En sonunda bu sefer, gitmene izin vereceğimdir!!
-Go, go, go.
Git, Yürü, Yürü.

Yorum bırakın