-We’re doing it.
Başarıyoruz.

-I look around me,
Etrafıma bakıyorum,
-But all I seem to see,
Bütün görür gibi olduğum,
-Is people going nowhere,
Hiçbir yere gitmeyen insanlar,
-Expecting sympathy.
İlgi bekliyorlar.

-It’s like we’re going through the motions of a scripted destiny,
İsteksizce, hayat senaryomuz (olan) kaderimizi yaşıyormuşuz gibi, (yaşadığımız hayattan, kaderimizden keyif almıyoruz)
-Tell me where’s our inspiration?
Söyle bana neyden ilham alacağız?
-If life won’t wait,
Hayat beklemeyecekse,
-I guess it’s up to me.
Galiba o bana bağlı.

-Whoa!
-No we’re not gonna waste another moment in this town.
Hayır Bu şehirde daha fazla zaman harcamayacağız.
-Whoa!
-And we won’t come back, the world is calling out.
Ve geri dönmeyeceğiz, dünya (bizi) çağırıyor.
-Whoa!
-Leave the past in the past gonna find the future.
Geçmişi geçmişte bırakıp geleceği keşfedeceğiz.

-If misery loves company,
Eğer el ile gelen düğün bayramsa*,
-Well! So long!
Pekala, elveda!
-You’ll miss me when I’m gone,
Gittiğimde beni özleyeceksin,
-You’re gonna miss me when I’m gone.
Gittiğimde beni özleyeceksin.

-Procrastination running circles in my head,
Oyalanma kafamda daireler çiziyor, (aklımda sürekli beni oyalayacak bir şeyler düşünüyorum ve bir ilerleme kaydedemiyorum)
-While you sit there contemplating you wound up left for dead (you’re left for dead).
(Öyle oyalanıp) orada dalgın dalgın oturduğun sürece insanlar öldüğünü düşünüp seni yalnız bırakacak (ölüme terk edilmişsin)
-Life is what happens while you’re busy making your excuses,
Hayat, kusurlarını düzeltmeye çalışırken başına gelenlerdir
-Another day
Başka gün
-Another casualty
Başka kayıp
-But that won’t happen to me
Ama bu bana olmayacak

-Whoa!
-No we’re not gonna waste another moment in this town.
Hayır Bu şehirde daha fazla zaman harcamayacağız.
-Whoa!
-And we won’t come back, the world is calling out.
Ve geri dönmeyeceğiz, dünya (bizi) çağırıyor.
-Whoa!
-Leave the past in the past gonna find the future.
Geçmişi geçmişte bırakıp geleceği keşfedeceğiz.

-If misery loves company,
Eğer el ile gelen düğün bayramsa*,
-Well! So long!
Pekala, elveda!
-You’ll miss me when I’m gone,
Gittiğimde beni özleyeceksin,
-You’re gonna miss me when I’m gone.
Gittiğimde beni özleyeceksin.

-Let’s go!
Hadi gidelim!

-Won’t look back when I’m sayin’goodbye,
Ben elveda derken arkana bakmayacaksın,
-I’m Gonna leave this hole behind me,
Bu çukuru arkamda bırakacağım,
-Gonna take what’s mine tonight
Benimki neyse onu alacağım [yapmam gerekeni yapacağım]
-‘Cause every wasted day
Çünkü her boşa harcanmış gün
-Becomes a wasted chance
Boşa harcanmış bir şans olur
-You Gonna wake up feeling sorry
Üzgün uyanacaksın.
-‘Cause life won’t wait
Çünkü hayat beklemeyecek
-I guess it’s up to you
Galiba o sana bağlı

-Whoa!
-No we’re not gonna waste another moment in this town.
Hayır Bu şehirde daha fazla zaman harcamayacağız.
-Whoa!
-And we won’t come back, the world is calling out.
Ve geri dönmeyeceğiz, dünya (bizi) çağırıyor.
-Whoa!
-Leave the past in the past gonna find the future.
Geçmişi geçmişte bırakıp geleceği keşfedeceğiz.

-If misery loves company,
Eğer el ile gelen düğün bayramsa*,
-Well! So long!
Pekala, elveda!
-You’ll miss me when I’m gone,
Gittiğimde beni özleyeceksin,
-You’re gonna miss me when I’m gone.
Gittiğimde beni özleyeceksin.

  • “El ile gelen düğün bayram” sözü bir atasözü olup açıklaması şöyledir: Bir topluluk içinde yalnız bir kişinin sırtına yüklenen sıkıntıya başına gelen yıkıma katlanması güçtür. Ancak herkese birden gelen sıkıntı ve yıkım hafifleşir. İnsan, yalnız benim başımda değil herkes aynı sıkıntı içinde diye teselli bulur.

Yorum bırakın