-I get a feeling there’s going to be a riot,
Bir kargaşa çıkacak hissine kapılıyorum,
-I don’t read the newspapers because,
Gazeteleri okumuyorum çünkü,
-They all have ugly prints,
Hepsinde çirkin baskılar (haberler) var,
-At the starting of the week,
Haftanın başında,
-At summit talks you’ll hear them speak,
Zirve toplantısında onların (kargaşaya sebep olan grupların liderlerinin) konuştuğunu duyacaksın,
-It’s only Monday,
Sadece pazartesi (gününde bu kadar olay oldu),
-Negotiations breaking down,
Anlaşmalar bozuluyor,
-See those leaders start to frown,
Bak, o liderler kaşlarını çatmaya başladı,
-It’s sword and gun day,
Kılıç ve silah (çatışma) günü,
-Tomorrow never comes until it’s too late,
Yarın, (bizim için artık) çok geç olana kadar gelmez , [yarınlar iş işten geçmediği sürece gelmez]
-You could be sitting taking lunch,
Oturmuş öğlen yemeğini yiyor olabilirsin,
-The news will hit you like a punch,
Haberler sana yumruk gibi vuracak, [haberleri alınca beyninden vurulmuşa döneceksin]
-It’s only Tuesday,
Sadece salı (gününde bu kadar olay oldu),
-You never thought we’d go to war,
Savaşa gideceğimizi asla düşünmedin,
-After all the things we saw,
Bütün bu gördüğümüz şeylerden sonra,
-It’s April Fools’ day,
Nisan şaka (1 nisan) günü. [Bütün bu olanlardan sonra artık savaşa gideceğimizi düşünmemiş olman 1 nisan şakası gibi geliyor.]
-Tomorrow never comes until it’s too late,
Yarın, (bizim için artık) çok geç olana kadar gelmez, [yarınlar iş işten geçmediği sürece gelmez]
-Tomorrow never comes until it’s too late,
Yarın, (bizim için artık) çok geç olana kadar gelmez, [yarınlar iş işten geçmediği sürece gelmez]
-You hear a whistling overhead,
Yukarıdan (savaştaki o karmaşa içinden) bir ıslık sesi duyarsın,
-Are you alive or are you dead?
Yaşıyor musun öldün mü?
-It’s only Thursday,
Sadece perşembe (gününde bu kadar olay oldu)
-You feel a shaking on the ground,
Yerde bir sarsıntı hissedersin,
-A billion candles burn around,
Etrafta milyarlarca mum yakılmış,
-Is it your birthday?
Bu(gün) senin doğum günü mü?
-Tomorrow never comes until it’s too late,
Yarın, (bizim için artık) çok geç olana kadar gelmez, [yarınlar iş işten geçmediği sürece gelmez]
-Tomorrow never comes until it’s too late,
Yarın, (bizim için artık) çok geç olana kadar gelmez, [yarınlar iş işten geçmediği sürece gelmez]
Yorum bırakın