-I think..I think when it’s all over
Sanırım..Sanınım herşey bittiğinde,
-It just comes back in flashes, you know?
Artık (yaşananlar) sadece (birden akla gelen anı) parlamalar(ı) ile geri geliyor(hatırlanıyor), (bu durumu) bilir misiniz?
-It’s like a kaleidoscope of memories,
Hızla (aklınıza gelip) giden (o tüm) anılar gibi
-It just all comes back,
Birden hepsi (tüm anılar akla) gel(iver)iyor,
-But he never does.
Ama “O”(olayları yaşadığınız kişi) asla (geri) gelmiyor.
-I think part of me knew the second I saw him this would happen.
Aslında bir tarafım onu gördüğüm saniye bunun (böyle) olacağını anlamıştı.
-It’s not anything he said or anything he did,
(Buna sebep olan) O’nun yaptığı ya da söylediği bir şey de değildi,
-It was the feeling that came along with it.
Sadece o(‘nu gördüğüm) an gelen bir histi.
-And crazy thing is I don’t know if I’m ever gonna feel that way again,
Ve (insana) delice (gelen) şey ise (başka birine karşı) tekrar böyle hissedecek miyim bilmiyorum,
-But I don’t know if I should.
Ama hissetmeli miyim onu da bilmiyorum.
-I knew his world moved too fast and burned too bright,
Biliyorum ki onun dünyası çok hızlı ilerledi ve çok parlak yanıp (tükendi),
-But I just thought,
Sadece düşündüm ki,
-How can the devil be pulling you toward someone who looks so much like an angel when he smiles at you?
Nasıl oluyor da şeytan sizi, size (bakıp) gülümsediğinde bir meleğe bu kadar benzeyen birine çekebiliyor?
-Maybe he knew that when he saw me.
Belki beni gördüğünde O, bunu biliyordu.
-I guess I just lost my balance.
Sanırım aslında dengemi kaybettim.
-I think that the worst part of it all wasn’t losing him,
Galiba işin en kötü tarafı O’nu kaybetmiş olmak değil,
-It was losing me.
Kendimi kaybetmiş olmak.
-Once upon time
Bir zamanlar
-A few mistakes ago
Birkaç hata önce
-I was in your sights
Görüş alanın içindeydim
-You got me alone
Beni yalnız yakaladın
-You found me
Beni buldun
-You found me
Beni buldun
-You found me
Beni buldun
-I guess you didn’t care
Sanırım umursamadın
-And I guess I liked that
Ve sanırım bu hoşuma da gitti
-And when I fell hard
Ve kötü (duruma) düştüğümde
-You took a step back
Geri adım attın
-Without me, without me, without me
Ben olmadan, ben olmadan, ben olmadan
-And he’s long gone
Ve (aslında) O’nun (beni terk edip) gittiği çok olmuş
-When he’s next to me
(Önceden) Yanımdayken (şimdi çoktan uzaklarda)
-And I realize the blame is on me
Ve şimdi anlıyorum ki suç bende
-‘Cause I knew you were trouble when you walked in
Çünkü içeri (hayatıma) girdiğinde bir bela olduğunu anlamıştım
-So shame on me now
Bu yüzden şimdi de bana yazıklar olsun
-Flew me to places I’d never been
Beni hiç bilmediğim yerlere uçurdun (hiç bilmediğim hisleri yaşattın)
-So you put me down oh
Şimdi beni yere bırak (rahat bırak)
-I knew you were trouble when you walked in
İçeri (hayatıma) girdiğinde bir bela olduğunu anlamıştım
-So shame on me now
Bu yüzden şimdi de bana yazıklar olsun
-Flew me to places I’d never been
Beni hiç bilmediğim yerlere uçurdun (hiç bilmediğim hisleri yaşattın)
-Now I’m lying on the cold hard ground
Şimdi soğuk sert zeminde yatıyorum
-Oh, oh, trouble, trouble, trouble
Ah, ah, bela, bela, bela
-Oh, oh, trouble, trouble, trouble
Ah, ah, bela, bela, bela
[Chorus – Nakarat]
-No apologies
Hiç özür yok (hiç özür dilemedi)
-He’ll never see you cry
Ağladığını hiç görmez (umursamaz)
-Pretend he doesn’t know that he’s the reason why
(Ağlamanın) sebebinin kendisi olduğunu bilmiyormuş gibi davranır
-You’re drowning, you’re drowning, you’re drowning
(Ağlamaktan) boğuluyorsun, (ağlamaktan) boğuluyorsun, (ağlamaktan) boğuluyorsun.
-And I heard you moved on
Ve hayatına devam ettiğini
-From whispers on the street
Sokaktaki dedikodulardan duydum
-A new notch in your belt is all I’ll ever be
Benim olabileceğim tek şey, senin kırdığın cevizlerden biri olmak
-And now I see, now I see, now I see
Ve şimdi anlıyorum, şimdi anlıyorum, şimdi anlıyorum
-He was long gone
Çoktan gitmiş
-When he met me
Ve benimle tanıştığında
-And I realize the joke is on me
Ve (o an yaptığın) o şakanın benim hakkımda olduğunu anlıyorum.
-I knew you were trouble when you walked in
İçeri (hayatıma) girdiğinde bir bela olduğunu anlamıştım
-So shame on me now
Bu yüzden şimdi de bana yazıklar olsun
-Flew me to places I’d never been
Beni hiç bilmediğim yerlere uçurdun (hiç bilmediğim hisleri yaşattın)
-So you put me down oh
Şimdi beni yere bırak (rahat bırak)
-I knew you were trouble when you walked in
İçeri (hayatıma) girdiğinde bir bela olduğunu anlamıştım
-So shame on me now
Bu yüzden şimdi de bana yazıklar olsun
-Flew me to places I’d never been
Beni hiç bilmediğim yerlere uçurdun (hiç bilmediğim hisleri yaşattın)
-Now I’m lying on the cold hard ground
Şimdi soğuk sert zeminde yatıyorum
-Oh, oh, trouble, trouble, trouble
Ah, ah, bela, bela, bela
-Oh, oh, trouble, trouble, trouble
Ah, ah, bela, bela, bela
[Chorus – Nakarat]
-And the saddest fear comes creepin’ in
Ve en üzücü korku yavaş yavaş kendini hissettirmeye başlıyor
-That you never loved me or her or anyone or anything
Bu (korku, gerçekte senin) beni, onu,(veya) hiç kimseyi ya da hiçbir şeyi sevmemiş olduğun(dur)
-Yeah
Evet
-I knew you were trouble when you walked in
İçeri (hayatıma) girdiğinde bir bela olduğunu anlamıştım
-So shame on me now
Bu yüzden şimdi de bana yazıklar olsun
-Flew me to places I’d never been
Beni hiç bilmediğim yerlere uçurdun (hiç bilmediğim hisleri yaşattın)
-So you put me down oh
Şimdi beni yere bırak (rahat bırak)
-I knew you were trouble when you walked in
İçeri (hayatıma) girdiğinde bir bela olduğunu anlamıştım
-So shame on me now
Bu yüzden şimdi de bana yazıklar olsun
-Flew me to places I’d never been
Beni hiç bilmediğim yerlere uçurdun (hiç bilmediğim hisleri yaşattın)
-Now I’m lying on the cold hard ground
Şimdi soğuk sert zeminde yatıyorum
-Oh, oh, trouble, trouble, trouble
Ah, ah, bela, bela, bela
-Oh, oh, trouble, trouble, trouble
Ah, ah, bela, bela, bela
[Chorus – Nakarat]
-I knew you were trouble when you walked in
İçeri (hayatıma) girdiğinde bir bela olduğunu anlamıştım
-Trouble, trouble, trouble
Bela, bela, bela
-I knew you were trouble when you walked in
İçeri (hayatıma) girdiğinde bir bela olduğunu anlamıştım
-Trouble, trouble, trouble!
Bela, bela, bela
-I don’t know if you know who you are until you lose who you are.
Kendinizi kaybedene kadar kim olduğunuzu biliyor musunuz bilmiyorum.
Yorum bırakın